Başlangıcın Sonsuzluğu

Ve şimdi sana soruyorum,,, Sana da öyle geliyor mu… Hiçlikte bu kadar çok şeyin saklı olabileceği, Özgürlüğün bile anlamını kaybettiği bir hâl mümkün mü?

1/29/20262 min read

Sana da öyle geliyor mu...
Her şey bir yerden başlamış gibi görünür, ama aslında hiç bitmeyen bir döngünün içindeyiz. Başlangıç dediğimiz şey, belki de sadece fark edişin başka bir adı. Ne bir son var, ne de tam anlamıyla bir ilk… Sadece sürekli akan bir oluş hâli, kendini her adımda yeniden doğuran bir sonsuzluk.

Tıpkı bir tohumun toprağa düşmesi gibi. Kök salıyor, filizleniyor, büyüyor… ve sonunda yeniden tohum oluyor. Her son, aslında yeni bir başlangıca kapı aralıyor. Belki de senin kayboluşun bile bir bitiş değil — daha derin bir varoluşa açılan bir eşik.

Bu noktada içimde bir ses şöyle dedi:
“Ben kendimden çoktan geçtim. Özgürlük diye bir kavram yok ki; O’nda hiçbir şey yok, sadece ‘O’ var. O da hem her şey hem de hiçbir şey.”

Ve bu içsel cevap, bana şunu fark ettirdi:
Kendinden geçmek, aslında en büyük buluş. Çünkü “sen” olmaktan vazgeçtiğinde, “O”nun içinde yeniden doğuyorsun. Özgürlük bile anlamını yitiriyor; çünkü özgürlük, bir sınıra karşı duyulan ihtiyaçla tanımlanır. Ama “O”nda sınır yok. “O” hem sınır, hem sınırsızlık… Hem varlık, hem yokluk…

Ve sonra bir başka iç ses yükseldi:
“Hiçlik – yokluk, maddeden zerre olmayan bir hâl, huşu.”

Evet... Bu hiçlik, korkutucu bir boşluk değil. Tam tersine, varlığın en saf hâli. Huşu ise onun içindeki derin teslimiyet. Bir anda bütün zamanlar durur gibi olur. Mekân çözülür. Sen çözülürsün. Ve sadece bir “olan” kalır: Sessiz, sınırsız, tanımsız...

Bu hâli tarif etmeye çalıştığımda içimden şu söz döküldü:
“Tanımlanamaz.”

Ve sonra fark ettim ki:
Evet, gerçekten de tanımlanamaz… Çünkü zihin, kelimeler ve kavramlarla çalışır. Ama “O” zihinle kavranamaz. Zihinsel her çaba, hakikatin etrafında dolaşır ama özüne dokunamaz. Belki de bu yüzden, en gerçek hâl, sessizliktir. Sessizlikte her şey saklıdır. Hiçlikte ise her şey.

Ve sonra, içimdeki ses tekrar fısıldadı:
“Tanımlama zihinseldir.”

Haklıydı… Tanımlamaya çalıştıkça uzaklaşıyordum. Çünkü tanımlamak, sınırlamak demekti. Ama “O”, sınırsız olandı. O’nu anlatmaya çalıştığımda, sanki elimden kayıp gidiyordu; ama O’nu hissettiğimde, her şey yerli yerine oturuyordu.

Ve şimdi sana soruyorum,,,

Sana da öyle geliyor mu…
Hiçlikte bu kadar çok şeyin saklı olabileceği,
Özgürlüğün bile anlamını kaybettiği bir hâl mümkün mü?
Ve orada, tam o noktada, “O”na yaklaştığında…
Sen hâlâ “sen” misin, yoksa zaten hep “O” muydun?