Ben, Yurdagül Cengiz…

Hazırsan, birlikte yürüyebiliriz bu yolu… İçimizdeki çocukla, kalbimizdeki sevgiyle, “O”na doğru...

1/29/2026

Ben, Yurdagül Cengiz…

1 Mayıs 1964’te, Kars’ın Sarıkamış ilçesinin şirin mi şirin bir köyünde, Zek’te (yeni adıyla Sıra Taşlar) dünyaya geldim. O köyden henüz 6 aylıkken annemin eltisi ile olan anlaşmazlığı göç etmemize sebep olmuş . Köyümüze 8-km uzaklıkta ormanın içinde, yalnızca üç haneden oluşan küçük bir cennette taşınmışız . Doğayla iç içe, sessiz ama derin bir çocukluk geçirdim. Okula gitmek için sabahları kilometrelerce yürürdük. Kimi zaman karla kaplı yollarda, kimi zaman coşmuş sellerin arasından, kimi zaman da buz tutmuş çayların (akar su) kenarlarında... Ablalarım, minicik bedenimi sırtlarına alıp taşırlardı, çünkü yolumuz zordu. Çok zordu...İlkokul ve ardından Orta okul yine aynı zor şartlarda daha uzakta bulunan başka bir köyde okula gitmeye karar verdim . Ben okula gitme kararı alınca köyümüzde iki dönem önce mezun olan kız çocuklarıda okumaya karar verdi ve böylece köyümüzde bir gurup kız çocuğu okuyup meslek sahibi oldular.. Evet şartlarımız zordu fakat kararlı olmamız o zor şartları kolaylaştırmıştı en azından okuma sevincinin gücü vardı içimizde işte o okuma aşkı şartlar ne olursa olsun zorlu yolculuğu kolaylaştırdı.

O çocuklukta, soba yakmak için odun taşıdığım, telgraf direklerini takip ederek yön bulduğum, gecenin sabah karanlıkta çıkıp, gece karanlıkta evimize dönerdik. kurtlardan ve ayılardan korkarak yürüdüğüm günleri hiç unutmuyorum. Ama asıl tehlike ne yazık ki doğa değil, insandı. “Başını eğ, ses çıkarma, kimseye bakma, adın çıkmasın...” sözleri, henüz çocukken omuzlarıma yüklenen sessiz kurallardı. Daha nice sözde “nasihat” ağır kalıplarla hayatı yüklendiğime uyandım..

Kırılma Noktalarım…

Ortaokuldan sonra Ankara’ya, ağabeyimin ve ablamın yanına gittim. Kalbimde okumaya dair büyük bir arzu vardı. Avukat olmak istiyordum çünkü haksızlığa tahammülüm yoktu. Sonradan fark ettim ki, bu adalet duygusu aslında anne ve babama yapılan haksızlıkların içimdeki bir yansımasıydı . Ama hayat başka bir plan yapmıştı çoktan…Siyasi bir süreçten geçiliyordu o dönemler okullara giremiyoruz. Sustalılarla üzerimize saldırılan dönemlerdi 79- 80’li yıllardı. M.T.A Genel müd. Abim vardı bir akşam geldi ve işçi alınacağını söyledi ve.okulu dışardan devam edebilme şansımın olduğunu , zaten okullara adam akıllı gidemiyorduk. Böylece benim orada işe başlayabilmem için yaşımı büyüttüler. Sağlık kontrolünde ciğerlerimde bir şey fark edildi. 14 yaşımda, göğüs kafesim açılarak iki taraflı hidatik kist ameliyatı geçirdim. O günler, hem bedenen hem ruhen çok erken büyümeme sebep oldu. Ama dimdik durdum. Çalıştım, okudum, çabaladım. Liseyi bitirdim. Üniversite sınavlarına girdim ..Açık öğretim ve Diyarbakır Hukuk exten bölümüne puanım tutuyordu . Fakat o yılların siyasi karmaşası, terör ortamı yüzünden gidemedim. Hayallerim yarım kaldı ama ben yine de yılmadım. Kendime söz verdim; oje hayalim bile gerçekleşmişti, neden başka hayallerim de olmasındı?

“Saf”, “Salak” Dediler

Ankara’da güzel ahlakım, dürüstlüğüm, sevecenliğimle , hizmetlerimle tanındım. Herkese yetebilecek sevgim vardı, bir de devrimci kimliğim o günlerde fikir devrimciliği yapıyordum , şimdilerde ise Ruh devrimciliği yapıyorum İNSAN-I Anlatıyorum .. İnsanın Tevsirini yani hakikat derinliğini çünkü ben sevgide büyümüştüm. Evimizde ne bir küfür duyulurdu, ne de kavga . Ama iş hayatında, bu naifliğim “saflık” olarak yorumlandı. En yakınımdakiler bile bu kelimeleri kullandığında, içimde bir şey kırıldı. Sorgulamaya başladım: Gerçekten “saf” mıydım, yoksa kalbim hâlâ temiz kalabildiği için mi öyle diyorlardı?

Proje verdiğim, iş bulduğum, destek olduğum insanlar bile arkamdan konuşup, aleyhime yapılan çalışmaları yakalayınca anladım; bu durum önce kişiler kanalı ile bildirildi tarafıma inanmadım çünkü onlar benim en kıymetlilerimdi nasıl olur dedim ardından rüyalarımda görüyordum oynanan oyunları rüya ile amel olmaz dedim ona da inanmadım. Bu defa telefonlar düşmeye başladı bire bir kulağımla duyurunca İlahi adalet tamam dedim pes ettim.Dedimki bu dünya, sevgini ve emeğini herkese açmaya uygun bir yer değilmiş. Özel sektörde çalıştım, oradan yurt dışına görevli geldim. Belçika’ya ardından Fransa... Orada eşimle tanıştım ve evlendim. Ama ne ülke, ne de şehir değişince bir şeyler değişti her şey yine aynıydı… Olaylar yine benzerdi. Sadece kişiler değişmişti .Ve işte o süreçte bir rüya daha gördüm.. Güneşi gördüm son derece manidar bir rüya olduğunu farketmiştim -ki kızım doğdu

Kızımla Başlayan İçsel Doğuşumum

Ve sonra kızım doğdu... O an, her şey değişti. Onun gözlerinde kendi çocukluğumu gördüm. Onunla birlikte, ben de yeniden doğdum. İçime döndüm ve kendimden kendime olan içsel yolculuğum başladı ..Kendimi yıllarca anlayamadığımı, kendime hiç ama hiç sormadığımı fark ettim: Ben ne istiyorum? Gerçekten kimim? Neden bu hayattayım? Burası neresi? Nasıl bir yer? Gibi gibi sorgulamalarım başladı.

Kızımı büyütürken aslında içimdeki çocuğu büyütüyordum. Onu besleyip büyütürken, kendi yaralarımı sarıyordum fark etmeden. Beni kimse anlamıyor sandığımda, aslında ben kendimi anlamadığımı, anladım kendimi duyamıyordum. Ve o an başladı yolculuğum... Dışa değil, içe doğru... Kendimden kendime…

Yıllar sonra fark ettim ki, hep başkalarının mutlu olması için yaşamışım. Onlar gülsün, onlar rahat etsin, onlar iyi olsun... Ben de onların mutluluğundan mutlu olduğumu sanmışım. Oysa değildim. Ruhum bana isyan etti bir gün. “Artık yeter!” dedi. Ve o gün, asıl benliğime ilk kez kulak verdim.

Sararken başkalarının yaralarını, aslında kendi yaralarıma dokunuyormuşum. Ne büyük bir yanılsamaymış! Ama artık uyanmıştım. Kendimden kendime başlayan bu yolculuk, hayatımın en gerçek ve en hakiki yolculuğuydu. İçimdeki hakikate uyanmanın keyfini çıkartmak varken;

Neden Yazıyorum?

Ben artık yaşadıklarımı içimde biriktirmiyorum. Onları dönüştürüyor, damıtıyor ve paylaşıyorum. Çünkü biliyorum ki, bu yolda yalnız değilim. Benim iyileşip kendimi bulmam için parçalarıma ulaşmalıyım. Onların da iyileşmesi gerekli .. Onlar iyileşmeden benim iyileşmem söz konusu bile değil.. kendi miracımı bir gece ayrıca kainatın yasalarının varlığını ve düzenini yaşadım üç ayrı anda hikâyem, nice ruhun hikâyesiyle kesişiyor, birleşiyor tek fotoğrafın bir karesi olduğumu farkettim işte o andan beri yollardayım parçalarımı topluyorum Belki seninle... Belki bir başkasıyla..

Kervan yolda dizilir .. (Birlik bilinci ) Bu kitap, sadece benim değil, hepimizin içsel uyanışı için. Bir aynalık, bir hatırlayış… Kendi hakikatine dönen herkes için... Hazırsan, birlikte yürüyebiliriz bu yolu…

İçimizdeki çocukla, kalbimizdeki sevgiyle, “O”na doğru...