Kelimenin Gücünü Suçüstü Yakaladım
Bazen insanı uyandıran şey büyük bir olay olmaz; tek bir kelime yeter. Bir an gelir, sıradan sandığın bir karşılaşma, içeride işleyen görünmez düzeni açığa çıkarır.
Yurdagül Cengiz
4/10/20263 min read


Bazen insanı uyandıran şey büyük bir olay olmaz;
tek bir kelime yeter.
Bir an gelir, sıradan sandığın bir karşılaşma,
içeride işleyen görünmez düzeni açığa çıkarır.
Ben bunu yaşadım.
Bir harf oyunu oynuyordum.
Sadece bir kelimeyle karşılaştım.
O kelime “yeme” çağrışımını taşıyordu.
Ve o anda zihnimde bir düşünce doğdu:
Ne yesem?
Oysa aç değildim.
Bedenimin ihtiyacı yoktu.
Midem susuyordu ama zihin konuşuyordu.
İşte tam o anda durdum.
Ve ilk kez şunu bu kadar net gördüm:
Beni harekete geçirmeye çalışan şey,
hakiki bir ihtiyaç değil;
kelimenin zihinde uyandırdığı bir çağrışımdı.
Yani ben o gün sadece bir kelime görmedim;
bir kelimenin içeride nasıl komuta dönüştüğünü,
nasıl dürtü ürettiğini,
nasıl sahte bir ihtiyaç hissi doğurduğunu
suçüstü yakaladım.
O an anladım ki insan çoğu zaman hayatı olduğu gibi yaşamıyor;
kelimelerin, imgelerin, anıların, korkuların
ve eski kayıtların içinden yaşıyor.
Zihin, gördüğünü sadece görmüyor.
Ona anlam yüklüyor.
Onu çağrışıma çeviriyor.
Sonra da bedene sanki gerçekmiş gibi bir sinyal gönderiyor.
İşte bizim “ihtiyaç” dediğimiz şeylerin
büyük bir kısmı burada doğuyor.
Gerçek ihtiyaçtan değil;
zannın kurduğu ilişkilerden,
alışkanlığın açtığı yollardan,
kelimenin içeride bastığı düğmelerden doğuyor.
Böylece insan;
aç olmadığı halde yer,
eksik olmadığı halde toplar,
susmadığı halde konuşur,
sevilmediği için değil
sevgiye dair eski yarası tetiklendiği için
birilerine tutunur.
Yani çoğu zaman yaşayan beden değil,
tepki veren zihindir.
Çoğu zaman seçim yapan hakikat değil,
çağrışımla çalışan otomatik düzendir.
İşte burada benim için çok büyük bir ayrım açıldı:
Dualitenin ihtiyacı başka,
hakikatin ihtiyacı başka.
Dualite sürekli ister.
Çünkü onun zemini eksikliktir.
“Bir şey daha olursa rahatlayacağım” der.
“Bunu da alırsam…
bunu da yersem…
bunu da kazanırsam…”
Ama o tamamlanma hiçbir zaman gelmez.
Çünkü dualitenin doğası doymak değil;
sürekli yeni bir ihtiyaç üretmektir.
Zannın ihtiyacı böyledir.
Nefsin ihtiyacı böyledir.
Oysa ruhun ihtiyacı çok daha sessizdir.
Ruh bağırmaz.
Ruh acele etmez.
Ruh dürtüyle konuşmaz.
Ruh, çoğu zaman almak değil;
vermek ister.
Hiç tanımadığın birine yardım etmeyi,
bir daha görmeyeceğin bir insanın yükünü hafifletmeyi,
bir kalbe sessizce değmeyi ister.
Çünkü ruhun gıdası tüketmek değil;
hizmettir, yakınlıktır, merhamettir, hakikattir.
Bu yüzden bugün geriye dönüp baktığımda şunu söylüyorum:
Bugüne kadar hiç acıkmadan ne çok tüketmişiz.
Sadece yiyeceği değil;
ilgiyi, onayı, eşyayı, sözü, övgüyü, güveni…
hatta bazı ilişkileri bile.
Oysa ihtiyaç sandığımız şeylerin bir kısmı
bize ait değilmiş.
Zihnin eski kayıtlarıymış.
Ve insan bunu fark ettiğinde
hayat bambaşka görünmeye başlıyor.
Çünkü artık her gelen isteğe “ben” diyemiyor.
Her dürtüyü sahiplenemiyor.
Her yönelişi hakikat sanamıyor.
Kendi kendine sormaya başlıyor:
Bunu isteyen kim?
Bedenim mi?
Alışkanlığım mı?
Korkum mu?
Eksiklik duygum mu?
Yoksa ruhum mu?
İşte insanın gerçek uyanışı
bu soruda başlıyor.
Benim için o gün kelimenin gücü değişti.
Kelimenin sadece anlam taşımadığını,
aynı zamanda yön verdiğini gördüm.
Bir kelimenin, hiç olmayan bir ihtiyacı
varmış gibi hissettirebildiğini gördüm.
Ve daha derinde şunu gördüm:
İnsan özgür olduğunu sanarken,
çoğu zaman kelimelerin ve çağrışımların içinde dönüp duruyor.
Hakikat ise bu otomatikliğin fark edildiği yerde başlıyor.
Çünkü yakalanan mekanizma
gücünü kaybeder.
Görülen yanılsama
hükmünü yitirir.
Suçüstü yakalanan dürtü
artık eskisi gibi yönetemez.
O yüzden bugün şunu söylüyorum:
İnsanın kurtuluşu,
her isteğini yerine getirmesinde değil;
hangi isteğin hakikatten,
hangisinin zandan doğduğunu
ayırt edebilmesindedir.
Ve belki bütün mesele şu:
Kelimeyi duymak başka,
kelimenin sende neyi harekete geçirdiğini görmek bambaşka.
Ben o gün kelimeyi değil,
kelimenin bende kurduğu sistemi gördüm.
Ve anladım ki:
Hakiki ihtiyaç, daha çok almakta değil;
daha çok uyanmaktadır.
Dusod Bütünsel Nefes Akademisi
Yurdagül Cengiz
iletişim
Brusselsesteenweg 129, 1850 Grimbergen, Belçika
Belçika +32 484 90 95 51
Türkiye +90 537 043 34 37
Almanya +49 174 4367882
© 2025. All rights reserved. marketingcoachtuba




