Yön veren sezgilerimiz

Hepimizin sıkca içinde bulunduğumuz çok önemli olan, çoğu zaman hayatımıza yön veren sezgilerimizi işleyelim .. Her gelen sezgi hakikatin sesi değildir… Çünkü insan, kâinatın küçük bir özeti olduğu gibi; içinde de birden fazla ses taşır. Ve o sesler, aynı kapıdan giriyor gibi görünse de, aslında üç farklı kaynaktan doğar:

5/7/20262 min read

Hepimizin sıkca içinde bulunduğumuz çok önemli olan, çoğu zaman hayatımıza yön veren sezgilerimizi işleyelim ..

Her gelen sezgi hakikatin sesi değildir…

Çünkü insan, kâinatın küçük bir özeti olduğu gibi; içinde de birden fazla ses taşır.

Ve o sesler, aynı kapıdan giriyor gibi görünse de,

aslında üç farklı kaynaktan doğar:

Şeytani…

Nefsani…

Rabbani…

Bu üçü, aynı gökyüzünde uçan üç kuş gibidir.

Ama biri leş arar, biri tohum… diğeri ise hakikatin nuruna yönelir.

Şimdi

Bu üç sesi, tasavvufi hakikat penceresinden okuyalım:

ŞEYTANİ SEZGİ — “Karanlığın Fısıltısı”

Şeytani sezgi, çoğu zaman sana “doğruymuş” gibi gelir.

Ama içinde acele vardır… korku vardır… ayrılık vardır.

Bu ses sana şöyle der:

“Şimdi yap… bekleme…”

“Ya kaybedersen?”

“O sana karşı…”

Bu sezgi ateş gibidir.

Isıtmaz… yakar.

Metaforla bak:

Şeytani sezgi, gece karanlığında bir gölgeyi düşman sanmaktır.

Ortada gerçek bir tehlike yoktur…

Ama zihin, korkuyla hakikati çarpıtır.

Bu sezginin özü:

-Seni senden koparır.

-Seni başkalarına düşman eder.

-Seni “eksik ve tehdit altında” hissettirir.

Çünkü onun amacı:

Seni hakikatten uzaklaştırmak… birlikten ayırmak.

NEFSANİ SEZGİ — “Arzunun Yankısı”

Nefsani sezgi daha sinsidir…

Çünkü sana kötü görünmez.

Hatta çoğu zaman “haklı” bile hissettirir.

Bu ses şöyle der:

“Sen bunu hak ediyorsun…”

“Biraz da kendini düşün…”

“Bu fırsatı kaçırma…”

Bu sezgi rüzgâr gibidir.

Bazen serinletir gibi olur…

Ama yönünü şaşırtır.

Metaforla bak:

Nefsani sezgi, susuz birinin deniz suyunu içmesidir.

İçtikçe rahatladığını sanır…

Ama aslında daha çok susuz kalır.

Bu sezginin özü:

-Tatmin arar ama doymaz.

-Sürekli ister… ama huzur vermez.

-Seni dışa bağımlı yapar.

Çünkü onun kaynağı:

Eksiklik hissidir.

RABBANİ SEZGİ — “Hakikatin Sessiz Çağrısı”

Ve Rabbani sezgi…

O bağırmaz.

O acele ettirmez.

O korkutmaz.

O sadece bilir.

Bu ses şöyle gelir:

Sessiz… derin… yumuşak…

Ama içinden geçtiğinde sana şunu hissettirir:

“Tamam… bu doğru.”

Bu sezgi su gibidir.

Yumuşaktır… ama yolunu mutlaka bulur.

Metaforla bak:

Rabbani sezgi, karanlık bir odada yanan küçük bir mum gibidir.

Gürültü yapmaz…

Ama hakikati görünür kılar.

Bu sezginin özü:

-İçinde huzur bırakır.

-Acele ettirmez, olgunlaştırır.

-Seni birliğe yaklaştırır.

Çünkü onun kaynağı:

Hakikatin kendisidir.

HAKİKATİN ÖLÇÜSÜ

Şimdi kendine sor:

Bu gelen sezgi

-Seni daraltıyor mu, genişletiyor mu?

-Korku mu veriyor, huzur mu?

-Acele mi ettiriyor, teslimiyete mi çağırıyor?

Çünkü hakikatin dili bellidir:

Hakikat acele etmez…

Hakikat korkutmaz…

Hakikat bölmez… birleştirir.

SON SIR

İnsan çoğu zaman sezgisine değil…

hangi katmandan gelen sese kulak verdiğine göre yaşar.

Ve unutma…

Şeytani sezgi seni dışarı sürükler…

Nefsani sezgi seni kendine bağlar…

Rabbani sezgi seni hakikate çağırır.

Ve sen…

Her nefeste bir seçim yaparsın:

Ya korkunun sesine…

Ya arzunun sesine…

Ya da hakikatin sessiz davetine…

İşte bütün mesele bu:

Sezgiye güvenmek değil…

Sezgiyi tanımayı öğrenmek.